Usta oyuncu Engin Benli, yıllardır tiyatro ve televizyon dünyasında iz bırakan performanslarıyla tanınıyor. Ancak onun sanat yolculuğu, sadece karakterlere hayat vermekle sınırlı değil. Bu keyifli sohbette Engin Benli ile tiyatronun büyüsünü, oyunculuğun hayat üzerindeki etkisini ve sanatın kişisel gelişime kattığı değerleri konuştuk. Oyunculuğun bir meslekten öte, bir yaşam biçimi olduğunu anlatan bu özel röportajda, ustalığın sahneyle sınırlı kalmadığını bir kez daha hissedeceksiniz!

Eskişehir Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezunum. Lise döneminde üniversiteye hazırlık ve aileye katkıda bulunmak için, özellikle yaz döneminde birçok işte çalıştım. Sonrasında torna tesviyenin benim mesleğim olmadığına karar verdim. Aslında ortaokuldan beri okul içerisinde tiyatral faaliyetlerde yer alıyordum ve bu anlamda okulda popüler biriydim. Derslerim iyiydi fakat İzmir’in güzelliklerinden ötürü o dönem aklım çelindi diyebilirim. Sonrasında müzik, resim, spor ve benzeri başka hobi ve ilgi alanlarım olmaya başladı. Ardından tiyatroyla tanıştım. Tiyatronun o büyüsü, havası ve atmosferi bana çok çarpıcı geldi. Sahne hazırlıkları, tiyatroya olan bağlılıkları, saygı, etik ve ahlaki değerler beni cezbetti. Tiyatro, insanlar için yapılan çok güzel bir sanat dalı. Aylarca insan gücü ve enerjisiyle hazırlanan bir oyun sahneye konuluyor ve bu çok değerli. İnsanlar eğleniyor, gülüyor, kendilerinden bir şeyler buluyorlar. “Ne kadar güzel bir şey bu!” dedim kendi kendime. Sonra bana “Neden okuluna girmiyorsun?” dediler. O dönem 19 yaşımdaydım ve kendi içimde soru işaretlerim vardı. “Bu yol nasıl başlamalı, nereden başlanıyor?” bilmiyordum. Dediler ki: “Önce üniversite sınavını kazan, sonra seni yetenek sınavlarına sokacağız.” Üniversite sınavını kazandım, sonra dört aşamalı yetenek sınavına girdim: dans, kulak, genel kültür ve oyunculuk. Oldukça yoğun bir başvuru vardı. 14 kişi aldılar ve sekizi İzmirliydi. Benim için çok güzel bir başlangıç oldu. Ya askere gidecektim ya da hayatıma bambaşka bir yön verecektim. Üniversiteyi kazandım ve hayatıma yeni bir pencere açıldı. Şu an o pencereden gayet güzel bir şekilde hayatıma devam ediyorum.

İzmit nasıl?

Hep şöyle diyorum: Mesela, İzmir ve İzmit... Sadece son harf değişiyor ama çok şey farklı. İlk acemi birliğim İzmir Poligon’du. Orada 15-20 gün askerlik yaptım. 1997’den beri buradayım. Deprem zamanında ise Gölcük’te askerdeydim. 

Kocaeli’de tiyatroda sizi uzun süredir görmüyoruz?

En son “Keşanlı Ali”yi oynuyorduk. “Günün Çorbası” diye bir müzikal oldu. 2-3 sene oldu tiyatro sahnesine çıktığım son oyunlar için. Belirli bir yaştan sonra bana uygun rol olmadığı için ya da TV sektörüne daha fazla yoğunluk verdiğim için 2-3 yıldır tiyatro oyunları denk gelmedi. Okuldan mezun olduktan sonra “Sadece tiyatro yapacağım.” demiştim fakat sadece tiyatro yeterli olmuyor. Hele ki aile olduktan sonra... Öğrencilerimin televizyonda rol aldığını gördükçe ben de tiyatroyla sınırlı kalmak istemedim.

Tiyatro, dizi ve sinema arasında sizin için öne çıkan bir kulvar var mı?

Benim için fark etmiyor. Neden biliyor musunuz? Kızını mı seviyorsun, oğlunu mu? gibi bir soru bu. Benim işim oyunculuksa her yerde oynayabilirim. Bana göre hepsi... Uyumlu, disiplinli, ahlaklı ve iyi bir oyuncu olduktan sonra hepsine talip olabiliyorsunuz.

Oyunculukta başarının sırrı şans, yetenek mi yoksa disiplin mi?

Hepsi tabii ki... Disiplin şart ama aldığın role hemen girebilmelisin. Gece gelen senaryoyu sabaha kadar ezberleyip oynayabiliyor olmalısın. Bu işin en önemli kuralı ezber diyebilirim. Bu da zeka, disiplin ve tecrübe istiyor.

Dönüm noktalarınızdan bahseder misiniz?

En çok etkileyen oyun “Hayvan Çiftliği”ydi. Okulda zorlu dönemler geçirdim. 1. sınıfta trafik kazası, 2. sınıfta burnumu kırdım, 3. sınıfta babamı kaybettim, 4. sınıfta mezun oldum. İlk profesyonel tiyatro deneyimim Bursa Devlet Tiyatrosu’nda “Hayvan Çiftliği”ydi. Malcolm Keith Kay’in yönettiği bu oyunda faşist bir domuzu oynadım. Benim için dönüm noktalarından biri oldu. Sahnede estiğim, kendimi çok iyi ifade edebildiğim bir roldü. rasında buna benzer rollerle kendimi daha da geliştirdim diyebilirim. Sonrasında buna benzer rollerle kendimi daha da geliştirdim diyebilirim. 

Dijital platformlar tiyatro ve sinema sektörünü nasıl etkiliyor?

Bence iyi etkiliyor. Tiyatro seyircisinin potansiyeli yüksek. Televizyonda gördükleri oyuncuyu tiyatroda görmek seyirciyi mutlu ediyor ve tiyatroyu yüceltiyor.

Dore Sanat Merkezi’ndeki Sanem Hanım ile olan iş birliğinizden bahseder misiniz?

İlk 10 sene sunucu olarak burada görev aldım, son 3 senedir ise eğitmenlik yapıyorum. Sanem Hanım bana geldi ve “Engin Bey, benim okulumda sunuculuk yapmanızı istiyorum” dedi. Ben de elbette severek yaparım dedim ve o günden sonra iş birliğimiz başladı. İyi ki de başlamış. Çok güvenirim, çok inanır ve severim. Her şeyden önce çok sağlam bir dosttur.

Buradaki gruplarınız ve yaş dağılımı nasıl?

Birinci grubumuzun en küçüğü 7, en büyüğü 12 yaşında. İkinci grupta ise en küçüğü 16, en büyüğü 80 yaşına kadar olan katılımcılar var.

Böyle bir kursun, oyuncu olmayı düşünmeyen biri için ne gibi faydaları olabilir?

Bunu aslında öğrencilere sormak lazım. Öncelikle özgüven kazanırsınız. Durum yönetimi bilinci geliştirirsiniz. Nereden başlayacağınızı, nasıl konuşmanız gerektiğini öğrenirsiniz. Ve tüm bunlarla birlikte özgüveniniz ciddi derecede artar. Bu eğitimi nasıl değerlendireceğiniz biraz da size bağlı.

Daha önce eğitmenlik yapmış mıydınız?

Evet, Bursa’da özel bir okulda eğitmenlik yaptım. Başta sadece para kazanmak için gitmiştim, fakat farklı yerlerde eğitmenlik yaptıkça bundan daha fazla keyif almaya başladım. Işın Kasapoğlu ile tiyatroda da birçok eğitim verdik birlikte. Şu anda da birçok öğrencim var. Dore Sanat Merkezi 10 yıldır devam ediyor. Dore’den mezun olan birçok arkadaşımız var. Kimi tiyatroda oynuyor, kimi konservatuvarı kazandı, kimi dizilerde yer alıyor.

Eğitimde kendimi sürekli yenilediğimi düşünüyorum. Geçmişten bugüne öğrendiğim her şeyi tekrar tekrar eğitmenlik yaparken hatırlamak, yenilemek ve paylaşmak benim için çok keyifli.

Bir gün oyunculuğu bırakmak isterseniz kendinizi hangi alanda görmek istersiniz?

Oyunculuk bırakılmaz ki… Ellerimin üzerinde yürüyemediğim zaman oyunculuğu bırakırım demiştim kendime. :)

Sizinle en özdeşleşen karakterler hangileri?

Don Juan çok özel bir oyundu. “Dünyadaki bütün insanları sevebilecek bir kalbim olduğunu düşünüyorum” diye bir repliği vardı. Don Juan karakteri beni çok etkilemişti. Oyunun sonunda ise çok sevdiğim bir tiradı vardı: “Siz insanlar aslında diğer insanlar için rol yapıyorsunuz, bense kendim oluyorum.”

instagram: enginbenliofficial

0 Yorum

Yorum Alanı

Lütfen gerekli Alanları Doldurunuz *