Kanserle Mücadelenin Sessiz Kahramanı:
Prof. Dr. Nihat Zafer Utkan

Tıp camiasında saygınlığı, hasta yakınlarında ise güven veren sesiyle tanınan Prof. Dr. Nihat Zafer Utkan ile, yalnızca bir hekimlik hikâyesi değil, insan hayatına dokunma gayesiyle büyüyen bir toplumsal dayanışma öyküsünü konuştuk. Kocaeli Kanserle Mücadele Derneği’nin kuruluşundan bugüne kat edilen yolu, erken tanının önemini ve modern tıbbın vazgeçilmezliğini tüm açıklığıyla anlattı.
Herkesin bildiğini biliyoruz ama öncelikle Grey okurları için kendinizden ve meslek geçmişinizden kısaca bahseder misiniz?
Teşekkür ederim. 1983 yılında Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 2 yıl mecburi hizmet yaptım. 10 yıl Cumhuriyet Üniversitesi Sivas’ta çalıştım. 30 yıldır da Kocaeli’deyiz. Toplamda 42 senedir bu mesleği yapmak için gayret sarf ediyoruz.
Tıp alanında sizi kanserle mücadeleye yönlendiren temel motivasyon neydi?
Bu oldukça dinamik bir süreç. 1990’ların sonlarında Amerika’ya, kanser cerrahisine dair bilgi ve görgümüzü artırmak üzere dört aylığına gitmiştik. Orada meme ve kolon cerrahisi alanlarında önde gelen isimleri gözlemleme şansı bulduk. Yurda döndüğümüzde özellikle Kocaeli’nde hasta yoğunluğumuzun büyük kısmının kanser hastaları olduğunu gözlemledik. Bu da bizi doğrudan bu alana yönlendirdi. Kaçmak mümkün değildi. Biz de kendimizi geliştirerek bu hastaların cerrahi tedavileri konusunda elimizden geleni yapmaya başladık.
Mesleğinizin zirvesinde bir doktor olarak kurucusu olduğunuz Kocaeli Kanserle Mücadele Derneği ne zaman kuruldu? Amacı neydi? Hangi ihtiyaçtan doğdu?
2010’lu yıllardan itibaren faaliyete geçti. Aslında biz sağlık profesyonelleri olarak işimizi yapıyoruz ama onkoloji hastalarının sadece tedavi süreçleriyle değil, tedavi öncesi ve sonrası dönemlerle de ilgili başka ihtiyaçları oluyor. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek için başka kuruluşlara ihtiyaç vardı. Bu fikir tedavi ettiğimiz hastalarımızın ve onların yakın çevresinin önerisiyle gelişti. Şu anda onursal başkan durumundayım, aktif bir başkan ve yönetim kurulumuz var.
Dernek, hastaların tedavi sürecinde konaklama, ulaşım, tekerlekli sandalye gibi ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor. Ayrıca kamuoyunda farkındalık yaratmak, etkinlikler düzenlemek ve bu alanda doğru adresleri göstermek gibi bir işlevi de var.

Dernek olarak yakın gelecekte planladığınız projelerden bahseder misiniz?
Gelenekselleşmiş etkinliklerimiz var. Örneğin Ekim ayı “Meme Kanseri Farkındalık Ayı”. Bu tür farkındalık günlerinde belediyelerle iş birliği yaparak halk toplantıları düzenliyoruz. Onkologlar, göğüs hastalıkları uzmanları, endokrinologlar ve cerrahlarla birlikte sahaya çıkıyoruz.
Ayrıca Şubat ayındaki Dünya Kanser Günü ve 1–7 Nisan Kanser Haftası’nda da hem halkı hem tıp öğrencilerini bu sürece dahil eden seminerler yapıyoruz. Daha erken dönemde öğrencilere hasta hikâyeleriyle temas ettirerek onlarda daha bütüncül bir hekimlik anlayışı geliştirmeye çalışıyoruz.
Sizce erken tanı konusunda yeterli farkındalık var mı?
Neden erken tanı önemli? Çünkü organı koruyabilirsiniz. Hayat kurtarabilirsiniz. Kanser hâlâ pek çok kişinin telaffuz etmekten çekindiği bir kelime ama biz bu tabuyu yıkmaya çalışıyoruz. Kanserin önlenebilir türleri var. Örneğin sigara içmemek akciğer kanserinden, güneşten korunmak cilt kanserinden koruyabilir.
Önleyemediğimiz türlerde ise erken tanı hayati. Özellikle meme kanseri… Kadınların kırklı yaşlardan itibaren mamografi çektirmesi ve risk taşıyan bireylerin daha erken yaşlarda kontrol altına alınması gerekir. Asemptomatik bireyleri düzenli taramaya yönlendirmek çok önemli. Bu konuda KETEM’lerin sunduğu olanakların kullanılması gerekiyor. Ancak farkındalık hâlâ yeterli değil; bu nedenle daha fazla çalışmamız gerekiyor.

Kanser hastalarına ya da yakınlarına vermek istediğiniz en önemli mesaj ne olurdu?
Cevap: Dünya Sağlık Örgütü’nün “bilinmesi gereken yanlışlar” listesine göre “kanser sinsidir” gibi ifadelerin artık doğru olmadığını biliyoruz. Belirtileri var; örneğin uzun süre geçmeyen yaralar, ele gelen kitleler, dışkıda kan görülmesi gibi durumlar belirti olabilir. Bu yüzden erken dönemde doktora başvurmak şart.
Ayrıca modern tıp uygulamalarını terk etmemelerini öneriyoruz. Alternatif tıp adı altında sunulan bazı yöntemler destekleyici olabilir ama tedavinin yerine geçemez. Modern tıbbın sunduğu olanaklardan faydalanmak, süreci bilinçli şekilde yönetmek en önemlisidir.



0 Yorum