İlham kaynağıma...
Bu satırları, vizyonu ve emeğiyle Güren Metal’e yön veren kurucumuz Mustafa Güren’e ithaf ediyorum. İlhamını üretmekten alan her adımda, onun izleri var.
Güren’de yolculuğun nasıl başladı?
Ailemin yıllardır emek verdiği bir markanın içinde büyüdüm. Çocukluğumda fabrikanın sesleri, metalin kokusu, üretimin ritmi benim hayatımın doğal bir parçasıydı. “Üretmek, istihdam sağlamak ve bir şeyleri ortaya koymak” duygusunu çok erken yaşta öğrendim. Üniversite sonrası farklı bir yol çizebilirdim ama içimde hep şu vardı: “Babamın büyük emek verdiği bu yolculukta sürekliliğe katkı sunmalıyım.”
Kurduğun jenerasyon değil, dönüştüren jenerasyon olduğunu söylüyorsun. Bu katkıyı nasıl tanımlıyorsun?
Ben markaya dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve uluslararası tasarım vizyonuyla yeni bir dönem açmaya niyetlendim. Klasik üretim çizgisini global pazarlarla konuşturmak benim katkım.

Aile şirketinde çalışmanın en zor kısmı neydi?
Kendini kanıtlamak. Soyadının değil, emeğinin konuşması zaman alıyor.
Güren’i büyütürken karşılaştığın en büyük zorluk neydi?
Değişime direnç. Üretim kültüründe alışkanlıklar çok güçlüdür. Yeni pazarlar, yeni teknolojiler dediğinizde insanların kaygılarını anlamak ve bu geçişi empatiyle yönetmek gerekiyordu.
Kurum kültüründe en çok önemsediğin şey?
Güven. Güven olmadan ne üretim olur, ne yenilik, ne takım ruhu.
Çalışanlarının seni nasıl tanımlamasını isterdin?
“Zor ama adil.”
Bu iki kelime liderlik manifestom.
Biz seninle birlikte çalışmaya başladığımız dönemde, hedeflerinden biri Güren Metal’in yurt dışı görünürlüğünü artırmaktı. Sen o hedefin peşinden çok kararlı bir şekilde gittin. Bu süreç senin için nasıl bir dönüşümdü?
Aslında bu hedefin özü şuydu: “Metal sadece bir malzeme değil, bir kültürün taşıyıcısıdır.” Bizim ürettiğimiz parçaların dünya mutfaklarında bir şefin elinde hayat bulduğunu görmek beni her zaman heyecanlandırdı. Bu yüzden uluslararası fuarlar, yeni pazar araştırmaları ve marka hikâyesinin global bir dile kavuşması benim için çok kritikti.
Amerika ve Dubai fuarları bu açıdan dönüm noktası oldu. Orada sadece ürün sergilemedik; “biz kimiz”i anlattık. Dünya mutfaklarında çeliğin estetik bir yerinin olabileceğini, Türk üretiminin zarafet ve mühendislikle birleştiğinde global ölçekte güçlü bir marka dili çıkardığını gösterdik. Bu süreç hem şirketi dönüştürdü hem beni büyüttü.
Dünya mutfaklarında yer almak kolay değil. Büyük şeflerle çalışmak, mutfak trendlerini anlamak, üretim dilini tasarıma dönüştürmek… Bu noktada kendi katkını nasıl tanımlarsın?
Bu aslında benim hem teknik hem duygusal yönümü bir araya getiren bir yolculuktu. Bir yandan fabrikanın üretim temposunun tam içindeydim, diğer yandan dünya gastronomi sahnesinin estetik ve işlev beklentisini anlamam gerekiyordu.
Ben iki uç kültürü konuşturmaya çalıştım:
Atölyenin sesi ile şefin hayali. O geçişte çok emek verdim. Üretim çizgisinde ince dokunuşlar, tasarım dilinde yeni açı arayışları, malzemenin mutfaktaki ritmini dinlemek…
Bugün ürünlerimizin dünyadaki şeflerin elinde hayat bulması benim için büyük bir gurur.
Bizim birlikte çalıştığımız dönemde, sen liderliğini sadece stratejik değil, içsel olarak da güçlendirdin. Hero Academy’deki süreç sana nasıl bir farkındalık kattı?
Hero Academy benim için bir “ayna” gibiydi.
Orada sadece iş planlarına, ekip yönetimine ya da performans hedeflerine bakmadık; ben kimim, nasıl bir lider olmak istiyorum, değerlerim ne, hangi duygularımı sabırlıkla taşıyorum, hangilerinde dönüşmeye ihtiyacım var?
Bu farkındalık, liderlikte en kritik basamak bence.
Benim için en büyük kazanım, duygularımdan arınmaya çalışmak yerine onları yön gösterici bir pusula olarak kullanmayı öğrenmem oldu. Bu, liderliğimin omurgasını güçlendirdi.
Peki koçluk sürecimizde seni en çok güçlendiren, yön değiştirmene veya kendini net görmene yardımcı olan an neydi?
Bence en kritik an, hedef koyma biçimimi değiştirdiğimiz andı. Daha önce hedef hep dışarıdaydı: ciro, pazar, üretim kapasitesi…
Seninle birlikte şunu fark ettim: Hedef aslında önce içeride başlıyor. Kendi netliğin, nefesin, liderlik duruşun yerindeyse dışarıdaki güç zaten görünür hale geliyor. Bu bana hem cesaret verdi, hem sakinlik.
Güren Metal’in ulusal ve uluslararası görünürlüğü artarken, sen aynı zamanda TÜSİD’e de davet edildin. Çok mutlu olduğumuz bir andı. Bu sürecin senin için anlamı ne?
TÜSİD özellikle endüstriyel mutfak sektörünü, gastronomi yatırımlarını ve bu pazarın gelişimini şekillendiren önemli bir platform.
TÜSİD’e kabul edilmek, bizim sadece üretici bir firma değil, sektörün yönünü ve standartlarını belirleyen bir paydaş olarak görülmemizin bir göstergesi oldu.
Burada yer almak bize hem yeni işbirlikleri hem de sektörün geleceğini kolektif akılla şekillendirme fırsatı sağladı. Açıkçası bu sadece benim değil, bütün ekibimizin emeğinin görünür olmasıydı.
“Eylül Güren Erkantarcı” denince nasıl bir iz kalsın istersin?
Zarif ama kararlı bir kadın. Değerleriyle büyüyen, değişimden korkmayan bir lider.
Bu röportajı okuyan, ticaret yapan, aile şirketinde çalışan ya da kendi yolunu çizmek isteyen insanlara ne söylemek istersin?
Her yolculuğun kendine özgü bir ritmi var.
Başarının dışarıdan güçlü görünmekle ilgisi yok; içeride ne kadar “net ve sakin” durabildiğinle ilgili. Aile şirketinde olsan da, kendi işini kursan da, kurumsalda çalışsan da fark etmiyor — her şey önce kendini duymakla başlıyor.
Benim tavsiyem:
Disiplinli ol. Çünkü disiplin, duygular dalgalansa bile seni yolda tutar.
Sabırlı ol. Bir şeyler zaman alır; ama kökleri sağlam olan büyüme kalıcıdır.
Merakını kaybetme. Dünya sürekli değişiyor; öğrenmeye açık olan her zaman bir adım ileride olur.
Ve en önemlisi:
Kendi vizyonunu savunmaktan korkma.
Bazen en büyük adım bir kelimeyle başlar: “Deneyeceğim.”
Instagram: sellmakahraman
Instagram: gurenprofessional



0 Yorum